Dr. Faruk ŞEN
UGM Genel Müdür Yrd.
AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü: Türk Üretici ve İhracatçılar İçin Yeni Uyum Dönemi
Avrupa Birliği’nin (AB) 2025/40 sayılı Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü (Packaging and Packaging Waste Regulation – PPWR), ambalajı yalnızca ürünün korunmasını ve taşınmasını sağlayan yardımcı bir unsur olmaktan çıkararak, AB pazarına erişimin doğrudan bir parçası haline getirmektedir. Düzenleme; ambalajın tasarımından kullanılan hammaddenin niteliğine, geri dönüştürülebilirliğinden geri dönüştürülmüş içeriğine, etiketlemeden teknik dokümantasyona, üretici sorumluluğundan yeniden kullanım sistemlerine kadar ambalajın bütün yaşam döngüsünü kapsamaktadır.
Tüzük 11 Şubat 2025 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte genel uygulama tarihi 12 Ağustos 2026’dır. Dolayısıyla 11 Ağustos 2026 itibarıyla AB ile ticaret yapan şirketler açısından konu artık gelecekte karşılaşılacak bir sürdürülebilirlik düzenlemesi değil, fiilen uygulama dönemine giren bir ürün ve pazar uyum düzenlemesidir. 94/62/EC sayılı eski Ambalaj Direktifi de belirli geçiş hükümleri saklı kalmak üzere 12 Ağustos 2026 itibarıyla yürürlükten kalkmaktadır.
Türkiye açısından düzenlemenin önemi özellikle yüksektir. Çünkü Tüzük yalnızca AB’de ambalaj üreten şirketleri değil, AB pazarına sunulan ambalajları ve ambalajlı ürünleri düzenlemektedir. Bu nedenle Türkiye’de üretilen bir otomotiv parçasının karton kutusu, bir tekstil ürününün poşeti, gıda ambalajı, kozmetik şişesi, makinenin ahşap kasası, ihracatta kullanılan plastik kasa veya palet de ürün AB pazarına girdiğinde PPWR sisteminin bir parçası haline gelebilmektedir.
PPWR’nin temel yaklaşımı oldukça nettir: AB pazarına sunulan ambalajın çevresel performansı artık yalnızca gönüllü bir kurumsal sürdürülebilirlik tercihi olmayacak, giderek ölçülebilir ve belgelendirilebilir bir hukuki uygunluk kriterine dönüşecektir.
Tüzükte “manufacturer – imalatçı” kavramı yalnızca boş ambalajı fiziksel olarak üreten şirketle sınırlandırılmamıştır. Ambalaj veya ambalajlı ürünü üreten ya da kendi adı veya ticari markası altında tasarlatan veya ürettiren kişiler de şartlara göre imalatçı kabul edilebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’de kendi markasıyla üretim yaparak AB’ye ihracat gerçekleştiren şirketlerin “ambalajı ben üretmiyorum, tedarikçiden satın alıyorum” yaklaşımı tek başına sorumluluk dışında kalmaları için yeterli olmayabilir.
Diğer taraftan PPWR’de “manufacturer” ile EPR sistemindeki “producer” kavramlarının aynı olmadığına özellikle dikkat edilmelidir. Producer kavramı, ambalajın veya ambalajlı ürünün belirli bir üye devletin pazarına ilk kez kim tarafından sunulduğuna bağlı olarak belirlenmektedir. Türkiye’den klasik B2B ihracatta AB’deki ithalatçı veya sonraki ekonomik operatör bu rolü üstlenebilirken, Türkiye’deki bir şirketin AB’deki son kullanıcıya doğrudan mesafeli satış yapması halinde Türk şirketinin kendisi de producer tanımının içine girebilir.
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü ürün ve ambalaj uygunluğuna ilişkin teknik sorumluluklar ile ambalaj atığının finansmanına ilişkin EPR sorumluluğu aynı şirket üzerinde bulunmak zorunda değildir.
Türkiye’den ihracat yapan firmaların bu nedenle ilk olarak “PPWR bize uygulanıyor mu?” sorusundan ziyade şu soruyu sorması gerekir: “Bu ticaret modelinde PPWR kapsamındaki hangi ekonomik operatör rolünü üstleniyoruz ve hangi yükümlülükler bizim üzerimizde kalıyor?”
12 Ağustos 2026: İlk Kritik Eşik
Tüzüğün genel olarak uygulanmaya başlayacağı 12 Ağustos 2026, Türk ihracatçıları açısından ilk kritik tarihtir. Ancak bu tarih bütün yükümlülüklerin aynı anda devreye girdiği anlamına gelmemektedir. PPWR bilinçli olarak kademeli bir uygulama sistemi oluşturmuştur. Bazı yükümlülükler 2026’da, bazıları 2028–2029 döneminde, en kapsamlı tasarım ve yeniden kullanım yükümlülüklerinin önemli bölümü ise 2030 ve sonrasında uygulanacaktır.
12 Ağustos 2026 itibarıyla özellikle gıda ile temas eden ambalajlardaki PFAS kısıtlaması önem kazanmaktadır. Tüzük belirlenen limitlerin üzerindeki PFAS içeren gıda temaslı ambalajların piyasaya sürülmesini engellemektedir. Dolayısıyla gıda, içecek ve bunlara yönelik ambalaj üreten Türk şirketleri bakımından hammadde deklarasyonlarının, kimyasal analizlerin ve tedarikçi bilgilerinin kontrol edilmesi gerekmektedir.
Ambalaj imalatçısının yalnızca uygun bir ürün ürettiğini düşünmesi yeterli değildir. Piyasaya sürülmeden önce uygunluk değerlendirmesinin gerçekleştirilmesi, teknik dokümantasyonun hazırlanması ve şartların karşılandığı gösterildiğinde AB Uygunluk Beyanının – EU Declaration of Conformity düzenlenmesi gerekir. Tek kullanımlık ambalajlarda teknik dokümantasyon ve uygunluk beyanı beş yıl, yeniden kullanılabilir ambalajlarda ise on yıl saklanacaktır.
Bu nedenle özellikle AB’ye ihracat yapan Türk üreticilerinin ambalaj satın alma şartnamelerine “PPWR compliance” hükümleri eklemesi ve tedarikçilerden yalnızca ticari kalite belgeleri değil, uygunluk dosyasını oluşturabilecek teknik verileri talep etmesi gerekecektir.
PPWR’nin en fazla dikkat gerektiren yönlerinden biri uygulama takvimidir. Düzenlemede bazı hükümler için sabit tarih belirlenirken bazı hükümler “belirlenen tarih veya ilgili uygulama/delege düzenlemesinin yürürlüğünden itibaren belirli süre, hangisi daha geç ise” formülüyle düzenlenmiştir.
Bu ayrım şirketlerin yatırım takvimleri bakımından kritiktir.
| Tarih | Temel Düzenleme ve Şirketler Açısından Önemi |
|---|---|
| 11 Şubat 2025 | PPWR yürürlüğe girdi. Yeniden kullanılabilir ambalaj tanımı ve yeni hukuki çerçeve oluştu. |
| 12 Ağustos 2026 | Tüzük genel olarak uygulanmaya başlıyor; gıda temaslı ambalajlarda PFAS sınırlamaları devreye giriyor. |
| 12 Şubat 2027 | Komisyonun yaygın yeniden kullanım formatları için minimum rotasyon sayılarını belirlemesi öngörülüyor. |
| 30 Haziran 2027 | Yeniden kullanım hedeflerinin hesaplanmasına ilişkin metodolojinin Komisyon tarafından oluşturulması öngörülüyor. |
| 1 Ocak 2028 | Geri dönüşüm için tasarım kriterlerini belirleyen delege düzenlemelerin çıkarılması için ana tarih. |
| 12 Ağustos 2028 veya daha sonrası | Harmonize ambalaj etiketlemesi; uygulama mevzuatının yürürlük tarihi nedeniyle gerçek tarih daha sonraya kayabilir. |
| 12 Şubat 2029 veya daha sonrası | Yeniden kullanılabilir ambalajların özel etiket ve dijital veri taşıyıcısı yükümlülükleri. |
| 1 Ocak 2030 | Yeniden kullanım, ambalaj minimizasyonu, boşluk oranı, belirli ambalaj yasakları ve birçok temel yapısal düzenleme açısından kritik yıl. |
| 1 Ocak 2035 veya daha sonrası | “Recycled at scale” yaklaşımının devreye girmesi. |
| 1 Ocak 2038 | Geri dönüştürülebilirlik performansı sıkılaşıyor; C sınıfı artık yeterli olmayacak. |
| 1 Ocak 2040 | Geri dönüştürülmüş içerik ve yeniden kullanım bakımından daha yüksek uzun vadeli hedefler. |
Örneğin geri dönüştürülebilirlik bakımından genel olarak 2030 tarihi öne çıkmakla birlikte Tüzük, A-B-C geri dönüştürülebilirlik sınıflandırmasının 1 Ocak 2030 veya ilgili delege düzenlemenin yürürlüğe girmesinden 24 ay sonra, hangisi daha geç ise uygulanacağını öngörmektedir. 2038’den itibaren ise yalnızca A veya B performans sınıfındaki ambalajların piyasaya sürülebilmesi öngörülmektedir.
Benzer şekilde plastik ambalajlarda geri dönüştürülmüş içerik yükümlülükleri için de 1 Ocak 2030 tarihi tek başına okunmamalıdır. Uygulama, 1 Ocak 2030 veya ilgili uygulama düzenlemesinin yürürlüğünden üç yıl sonra, hangisi daha geç ise başlayacaktır. Hedefler ambalaj tipine göre 2030 aşamasında yüzde 10 ile yüzde 35 arasında değişmektedir; 2040 aşamasında ise oranlar önemli ölçüde yükselmektedir.
Bu nedenle Türk şirketlerinin PPWR uyum çalışmalarında yalnızca “2030’a daha dört yıl var” yaklaşımı son derece risklidir. Çünkü 2030’da satılacak ürünlerin ambalaj tasarımları, kalıpları, makine yatırımları, hammadde sözleşmeleri ve lojistik modelleri çoğu sektörde yıllar öncesinden belirlenmektedir.
2030: Ambalaj Tasarımının Değişeceği Yıl
PPWR’nin üretici ve ihracatçı üzerindeki en büyük ekonomik etkisinin 2030 yılı etrafında yoğunlaşacağı söylenebilir.
Birincisi, ambalajların geri dönüştürülebilirliğinin artık teknik olarak derecelendirilmesi söz konusu olacaktır. Üretici ambalajı “recyclable” olarak nitelendirmekle yetinemeyecek; ambalaj bileşenlerinin toplama, ayırma ve geri dönüşüm süreçleriyle uyumu değerlendirilecektir. Bileşenlerin ana ambalajın geri dönüştürülebilirliğini engellememesi gerekecek ve uygunluğun teknik dokümantasyonda gösterilmesi beklenecektir.
İkincisi, plastik ambalajlarda post-consumer recycled content kullanımı ürün tasarımının temel parametrelerinden biri haline gelecektir. Türkiye’den AB’ye plastik ambalaj veya plastik ambalajlı ürün ihraç eden şirketler açısından yalnızca kullanılan geri dönüştürülmüş hammaddenin oranı değil, bu hammaddenin nereden toplandığı, hangi tesiste geri dönüştürüldüğü ve AB standartlarına eşdeğer çevresel koşullarda elde edilip edilmediği de önem kazanacaktır. Tüzük üçüncü ülkelerde toplanan veya geri dönüştürülen plastik atıklar bakımından eşdeğerlik mekanizmaları öngörmektedir.
Üçüncüsü, ambalaj minimizasyonu şirketler açısından maliyet ve tasarım konusunu hukuki bir zorunluluğa dönüştürecektir. Ambalajın ağırlığı ve hacmi ürünün korunması, hijyen, taşıma ve diğer işlevleri yerine getirebilecek minimum düzeye indirilecektir. Gereksiz çift duvarlar, yanlış tabanlar veya ürünü olduğundan büyük gösteren gereksiz ambalaj tasarımlarının sürdürülmesi mümkün olmayacaktır.
Dördüncüsü, nakliye ve e-ticaret ambalajlarında boşluk oranı önem kazanacaktır. Dolgu kağıdı, hava yastığı, bubble wrap, köpük ve benzeri dolgu malzemeleri de boş alan hesabında dikkate alınmaktadır. Bu nedenle özellikle e-ticaret yapan Türk şirketleri açısından “ürünün her boyutunu aynı büyük kutuya koyma” modeli sürdürülebilir olmayacaktır.
Paletler İçin Yeni Dönem: Her Palet Tek Kullanımlık Olamayacak
PPWR Madde 29, yeniden kullanım hedeflerini doğrudan taşıma ambalajlarına taşımaktadır. Kapsam yalnızca plastik kasalar veya konteynerlerle sınırlı değildir. Paletler, katlanabilir plastik kutular, kasalar, tepsiler, plastik kasalar, IBC’ler, kovalar, variller, bidonlar ve hatta palet üzerindeki ürünlerin stabilizasyonunda kullanılan belirli sarma ve bağlama sistemleri düzenlemenin kapsamındadır. Ambalajın hangi malzemeden üretildiği de esas itibarıyla sonucu değiştirmemektedir.
Temel kural, 1 Ocak 2030’dan itibaren AB sınırları içerisinde söz konusu taşıma ambalajlarını kullanan ekonomik operatörlerin, toplam kullanımın en az %40’ının bir yeniden kullanım sistemi içinde yeniden kullanılabilir ambalajlardan oluşmasını sağlamasıdır.
2040 için öngörülen oran yüzde 70’tir; ancak burada Tüzüğün kullandığı hukuki ifade 2030’daki kesin yükümlülükten farklıdır. 2040 seviyesi “shall endeavour”, yani ekonomik operatörlerin ulaşmak için çaba göstermesi gereken hedef niteliğindedir.
Bunun yanında daha katı iki durum vardır. 1 Ocak 2030’dan itibaren aynı ekonomik operatörün AB içindeki farklı tesisleri arasında veya bağlantılı/ortak işletmeler arasındaki belirli taşımalar ile aynı üye devlet içerisinde başka bir ekonomik operatöre yapılan teslimatlarda, Madde 29 kapsamındaki taşıma ambalajlarının yeniden kullanılabilir bir sistem içerisinde kullanılması gerekmektedir. Bu hükümler uygulamada yüzde 40’lık genel hedefin ötesinde çok daha kapsamlı bir yeniden kullanım modeli yaratmaktadır.
Ancak burada Türk ihracatçılar açısından son derece önemli bir ayrıntı bulunmaktadır. Tüzüğün lafzının ilk okunmasında “Türkiye’den AB’ye gönderdiğim her ürünün paletinin 2030’dan itibaren yüzde 40 oranında reusable olması mı gerekecek?” sorusu ortaya çıkmaktadır.
Avrupa Komisyonu 10 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı PPWR uygulama rehberinde bu konuya özel bir bölüm ayırmıştır. Komisyonun açıklaması Türk ihracatçıları açısından son derece önemlidir.
Komisyona göre Madde 29’daki taşıma ambalajlarının yeniden kullanım hedefleri, ambalajın “Birlik toprakları içerisinde – within the territory of the Union” kullanılmasıyla bağlantılıdır. Üçüncü ülkelerden gelen mallar açısından yükümlülük, ürünün ithalat işlemlerinin tamamlanarak AB pazarına girmesinden sonraki aşamadan itibaren değerlendirilmelidir. Bu nokta uygulamada genellikle eşyanın ulaştığı ilk AB deposudur.
Başka bir ifadeyle, Türkiye’den Almanya’ya ahşap palet üzerinde gönderilen bir ürün bakımından Türkiye’den AB sınırına ve ilk AB deposuna kadar olan uluslararası taşıma bacağının otomatik olarak yüzde 40 reusable palet şartına tabi olduğu şeklinde bir yorum doğru değildir.
Komisyon daha da ileri giderek, ilk AB deposuna gelen bir sevkiyatın buradan tek bir nihai varış yerine gönderilecek olması durumunda, yalnızca PPWR nedeniyle ürünün ilk depoda boşaltılıp yeniden kullanılabilir palete aktarılmasının gerekli olmadığını açıklamaktadır. Buna karşılık distribution centre veya logistics hub niteliğindeki merkezler nihai varış noktası olarak kabul edilmemektedir.
Bu ayrım Türkiye’nin ihracat modeli açısından son derece önemlidir.
Örneğin Türk üreticisinin ürünleri doğrudan Almanya’daki müşterinin üretim tesisine gönderiliyor ve burası ürünün nihai varış noktasıysa palet rejiminin etkisi farklı olacaktır. Buna karşılık ürünler önce Hollanda’daki Avrupa dağıtım merkezine geliyor, burada depolanıyor ve daha sonra Almanya, Fransa ve Belçika’daki müşterilere dağıtılıyorsa, dağıtım merkezinden sonraki AB içi lojistik bacağı PPWR yeniden kullanım sisteminin doğrudan konusu haline gelecektir.
Dolayısıyla PPWR açısından artık yalnızca “hangi paleti kullanıyoruz?” sorusu değil, “palet AB’ye girdikten sonra nereye gidiyor?” sorusu da önemlidir.
Paletlerde Sorumlu Kim?
Palet konusundaki ikinci kritik soru yükümlülüğün Türk ihracatçıya mı, ithalatçıya mı, lojistik operatörüne mi ait olacağıdır.
Komisyonun 2026 rehberi bu konuda da önemli bir açıklama yapmaktadır. Taşıma ambalajındaki yeniden kullanım hedefinin muhatabı, taşıma ambalajını kullanan ekonomik operatördür. Bu operatör, ilgili taşıma ambalajı içerisinde ürünü AB pazarına sunan manufacturer, importer veya distributor olabilir.
Dolayısıyla tarafların sorumluluğu yalnızca Incoterms kuralına bakılarak belirlenmemelidir. Sözleşmelerde paletin mülkiyeti, kim tarafından temin edildiği, AB’de kim tarafından tekrar kullanıldığı, kimin iade ettiği, depozito veya pooling sisteminin kimin adına işletildiği gibi hususların ayrıca düzenlenmesi gerekecektir.
Özellikle otomotiv, beyaz eşya, makine, kimya ve hızlı tüketim mallarında kullanılan EPAL/EUR paletler, plastik paletler, kasa-paleti sistemleri ve pooling çözümleri PPWR sonrasında yalnızca lojistik verimlilik araçları değil, mevzuata uyum altyapısının parçası haline gelecektir.
Bununla birlikte tüm taşıma ambalajları hedef kapsamında değildir. Tehlikeli malların taşınmasına ilişkin belirli ambalajlar, büyük ölçekli makine ve ekipmanlar için özel olarak tasarlanmış ambalajlar, belirli doğrudan gıda temaslı esnek taşıma ambalajları ve özellikle karton kutular Madde 29’un söz konusu yeniden kullanım hedeflerinden istisna edilmiştir.
Özel tasarlanmış büyük makine ambalajı istisnasından yararlanılması halinde bunun yalnızca sözlü olarak ileri sürülmesi yeterli değildir. Komisyon rehberi, ambalajın belirli bir ürün için özel tasarlandığını gösteren uygun dokümantasyonun tutulması gerektiğini vurgulamaktadır.
“Reusable” Yazmak Yetmeyecek: Rotasyon ve Sistem Gerekiyor
PPWR’de yeniden kullanılabilir ambalaj kavramının altı özellikle çizilmelidir. Bir paletin dayanıklı olması veya iki defa kullanılabilecek olması onu otomatik olarak “reusable packaging” haline getirmemektedir.
Tüzük yeniden kullanılabilir ambalajın birden fazla kullanım amacıyla tasarlanmış olmasını, normal kullanım şartlarında mümkün olduğunca fazla rotasyonu gerçekleştirebilmesini, boşaltılıp yeniden doldurulabilmesini, gerekli bakım ve yenileme işlemlerine uygun olmasını, sağlık ve güvenlik şartlarını karşılamasını ve kullanım ömrü sonunda geri dönüştürülebilir olmasını istemektedir. Bu özelliklerin teknik dokümantasyonda gösterilmesi gerekir.
Ayrıca reusable ambalajın bir yeniden kullanım sistemi içerisinde bulunması beklenmektedir. Dolayısıyla Türk ihracatçılar için asıl dönüşüm “daha kalın palet satın almak” değil; paletin veya kasanın geri dönmesini, takip edilmesini, kontrol edilmesini, gerektiğinde onarılmasını ve tekrar kullanıma alınmasını sağlayan operasyonel sistemin kurulmasıdır.
Komisyonun 12 Şubat 2027’ye kadar en yaygın yeniden kullanılabilir ambalaj formatları için minimum rotasyon sayılarını belirlemesi öngörülmektedir. Paletler bu tartışmanın doğal merkezlerinden biridir.
Bunun sonucu olarak 2030’a hazırlanmak isteyen bir Türk üreticisinin bugünden palet havuzundaki yıllık hareketleri ölçmesi; kaç paletin tek yönlü, kaçının iade edilebilir olduğunu, ortalama kaç rotasyon gerçekleştirdiğini ve müşterilerden geri dönüş oranlarını hesaplaması yararlı olacaktır.
PPWR’nin veri boyutu da burada ortaya çıkmaktadır. Yeniden kullanım hedeflerinin hesaplama metodolojisinin 30 Haziran 2027’ye kadar çıkarılması öngörülmekte; hedeflerin sağlandığının gösterilmesi yükümlülüğü ise 1 Ocak 2030 veya ilgili uygulama düzenlemesinin yürürlüğünden 18 ay sonra, hangisi daha geç ise başlayacaktır. İlk raporlama yılı 2030 olacak ve raporun ilgili yılın bitiminden itibaren altı ay içinde sunulması gerekecektir.
Dolayısıyla şirketlerin 2030 yılında “kaç reusable palet kullandık?” sorusuna cevap verebilmesi için veri altyapısını 2030’da değil, çok daha önce kurması gerekecektir.
Palet Etiketlemesi de Gündemde
Reusable taşıma ambalajları açısından ikinci önemli konu dijital izlenebilirliktir.
Tüzük kapsamında yeniden kullanılabilir ambalajların belirlenen uygulama tarihinden itibaren yeniden kullanılabilir olduğunu gösteren bir etikete sahip olması; yeniden kullanım sistemi, toplama noktaları, seyahat ve rotasyonların takibi gibi bilgilerin ise QR kod veya diğer standartlaştırılmış açık dijital veri taşıyıcıları üzerinden sunulması öngörülmektedir. Uygulama tarihi 12 Şubat 2029 veya ilgili uygulama düzenlemesinin yürürlüğünden 30 ay sonrası, hangisi daha geç ise şeklinde belirlenmiştir.
Komisyonun Haziran 2026 rehberi mevcut reusable taşıma ambalajları için ayrıca geçiş yaklaşımı geliştirmiştir. 11 Şubat 2025 öncesinde piyasaya sürülmüş reusable taşıma ambalajlarının operasyonel ömürleri sona erene kadar sistem içerisinde kalabilmelerine imkan tanınırken, daha sonraki dönemde piyasaya sürülen reusable ambalajlar bakımından yeni etiketleme sistemine uyum beklenecektir.
PPWR bakımından en fazla yanlış anlaşılabilecek konulardan biri genişletilmiş üretici sorumluluğudur.
Her Türk ihracatçının otomatik olarak bütün AB ülkelerinde EPR kaydı yaptırması gerektiğini söylemek doğru değildir. Sorumluluğun kimde olduğu satış modeline göre belirlenmelidir.
Tüzük uyarınca üye devletler üretici kayıt sistemleri kuracak ve producer olarak tanımlanan ekonomik operatörlerin ambalaj veya ambalajlı ürünleri ilk kez piyasaya sundukları üye devletlerde kayıtlı olmaları gerekecektir.
Türkiye’deki üretici ürünü örneğin Almanya’daki bağımsız ithalatçıya B2B olarak satıyorsa, EPR bakımından producer rolünün çoğu klasik ticaret modelinde AB’deki ekonomik operatöre geçmesi mümkündür. Buna karşılık Türkiye’de yerleşik şirket bir Alman tüketiciye veya profesyonel son kullanıcıya internet üzerinden doğrudan satış yapıyorsa, Tüzükte üçüncü ülkede yerleşik kişilerin de producer kapsamına girebildiği özel mesafeli satış hükümleri bulunmaktadır.
Ayrıca üye devletler üçüncü ülkede yerleşik producer’ların kendi ülkelerinde EPR yetkili temsilcisi atamasını zorunlu tutabilecektir. Bu nedenle doğrudan e-ticaret veya D2C ihracatı yapan Türk şirketlerinin ülke bazında EPR analizine ihtiyacı olacaktır.
Online pazaryerlerinin rolü de artmaktadır. Platformlar, tüketicilere mesafeli satış yapan producer’lardan ilgili üye devletteki kayıt bilgilerini ve EPR yükümlülüklerine uyulduğuna dair beyanları almak zorundadır. Bu durum önümüzdeki dönemde PPWR uyumunun yalnızca kamu otoriteleri tarafından değil, Amazon benzeri pazaryerleri ve büyük AB müşterileri tarafından da ticari erişim şartı olarak kontrol edilmesi sonucunu doğuracaktır.
PPWR’nin Türk ambalaj sektörü üzerindeki etkisi yalnızca ek maliyet olarak değerlendirilmemelidir. Düzenleme aynı zamanda önemli bir rekabet dönüşümü yaratmaktadır.
AB’deki müşteriler önümüzdeki yıllarda ambalaj tedarikçilerinden yalnızca fiyat, teslim süresi ve baskı kalitesi istemeyecektir. Tedarikçinin ambalaj için recyclability grade, recycled content, substances of concern, technical documentation, traceability, reusability ve EU Declaration of Conformity sağlayabilmesi giderek satın alma kriterine dönüşecektir.
Bu nedenle erken hazırlanan Türk ambalaj üreticileri açısından PPWR, AB pazarında yeni müşteri kazanma fırsatı da yaratabilir.
Özellikle ambalaj üreticilerinin ürün aileleri bazında teknik dosya yapısını kurmaları, hammaddeleri ve katkı maddelerini haritalandırmaları, geri dönüştürülebilirlik tasarım kriterlerini ürün geliştirme süreçlerine entegre etmeleri ve müşterilerine uygunluk verisini dijital olarak sağlayabilecek sistemler oluşturmaları önem taşımaktadır.